14 Eylül 2020 Pazartesi

UYANMAK İÇİN GELDİN BU HAYATA

 

Sabah marmurluğunu atmak için

Soğuk suyu yüze çarpmak gibi…

Uzun ve ağır bir konuyu ders yapıp işlerken

Arada canlanmak için

Fıkra anlatıp, oyun oynamak gibi…

Fırtınada eve varmak için

Gözünü toz zerrelerinden korurken

Yine de aradan görebilmek gibi…

Acıdan, elemden, kederden, hüsrandan

Soluksuz kalırken ölüyorum sanırken

Yine de yaşayabilmek gibi

Uyan ve YAŞA!

 

Anlamadığın ne varsa

Bilmek için değil ama!

Bilir olduklarınla ANLAMAK için YAŞA!

Ciğerlerindeki oksijeni beynine

Kalbinle göndermek için değil ama!

Nefesinle YAŞA!

Uyanıp da dar odanda, kırık döşeğinde

Aylayıp, uflama da

Kalın sandığın perdeleri

Aralamakla başla!

 

Dışarıda upuzun bir ova yeşerirken

Sen aşağı inecek merdiven yok sanma,

ATLA, gerekiyorsa ATLA!

IŞIK olan ALAN yumuşak nasılsa.

İlk anda yuvarlansan da

Toparlanırsın hızla

Düşüp de ölürüm diye KORKMA!

Ahh, ahh artık ANLA!

Sadece UYANMAK için geldin bu hayata

Bunu ANLA!

Kolaya kaçma ama kolayından ANLA!

Zorlanma ama zor bildiğini yeniden tanımla.

Çık yukarıya, çıkamadın mı?

Dön yüzünü yukarıya, dönemedin mi?

Gönlünü aç mutlaka bulunduğun alanda.

Hadi kal sağlıcakla, çok mecaz var bu yazıda, ne anladığını sanıyorsan koy kenara, AL BAŞTAN OKU, mutlaka.

İstanbul, 14.9.2020 – 12.33

Bu yazıya ilham olan, kelam olan, sevgili HATHORlu dostlara sonsuz teşekkürlerimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme