16 Mart 2022 Çarşamba

AŞK'LA YAZSINLAR

Özünden gelen

Yaradan’dan gelen

Tanrısallığından gelen

Varoluşundan gelen

Işığı

Beze yüreğinde,

Sar sarmala koşulsuzca sevgi olanla

Doldur ve taşır nurunu aşkla.

Sarsın sarmalasın seni en başta.

 

Sonra dağıt tüm varlığına,

Varoluştan bu yana…

Tüm zamanlar ve boyutlar,

Bütün akışlar

Kuşansın, kuşatılsın senin nurunla.

Ve başla,

Gani gani yolla, akıt yüreğinden midene

Kalmasın hazmedilemeyen sistemde.

Gani gani yolla, akıt yüreğinden kalbine

Kalmasın kabul edilemeyen içinde.

Gani gani yolla, akıt yüreğinden beynine

Kalmasın ne bir düşünce, ne bir kalıp, ne de bir kayıt

Sevgi olmayan arşivinde.

 

İşte o zaman çıkarız birlikte

Ayyuka ışığın içinde

Ve var oluruz özümüze yaraşır şekilde.

 

Kabul etmek zor gelse de bazılarınıza hâlâ daha derinlerde

Herkes ve her şey ışık evrenlerde,

Kararmakla kararttık kendimizi

Kendi içimizde.

 

Bir masal tadında başlayan AŞK

Kabusa döndü adeta içimizde,

Patladı yüreğimizde.

Artık gerek yok yangın yerlerine.

Ne yürekler yansın,

Ne göbek kordonları boyuna dolansın

Ne Canlar yansın

Ne Cananlar ağlasın.

Canlarla Cananlar buluşsunlar

Analar ve babalar sarılsınlar

El el üstüne buluşanlar

Birliği kanla değil

AŞK’la yazsınlar.

 

Sözüm size ey insan evladı;

Düşman bellediğin gözünün nuru ise

Çok yanar yüreğin.

Düşman bellediğin karındaşın ise

Çok yarılır yüreğin.

Düşman bellediğin yüzünü çevirdiğin ise

Çok dağılır yüreğin.

Düşman bellediğin sırtını döndüğün ise

Çok dağlanır yüreğin.

 

Burnunun sızısı

Yüreğinin acısı

Sırtının kamburu

Gözünün yaşı

Karnının ağrısı

Belinin büklümü

Sanırsan ki doğalındandır.

Hiç tanımamışsın derim seni seveni,

Koşulsuzca içinden geçireni,

Var edeni.

Firdes Ebru Tolan Karahasanoğlu

İstanbul, 16 Mart 13.10

6 Ocak 2022 Perşembe

BİR GARİP İNSAN HİKAYESİ

Anne oğluna göz yumdu

Oğlu anasını kalbinden vurdu

Bunu bilen baba sustu sustu oturdu.

Ortaya çıkan konu komşu

Konuştu durdu.


Ahh insan soyu

Neler neler oldu;

Devler yılanlar birlikte saf tuttular,

Kükreyen aslanlar yeri değil

Gökteki yıldızları savurdular,

Beşik gibi sallanan dünyayı

Kucağına alanlar

Nice anaları hiçe saydılar...

...

Olan oldu.

Hikaye burada son buldu

Sanmasın kimse!

Bu sonu kim uydurdu?

Böyle son olur mu?

Yıkımlarla yeni dünya kurtulur mu?

Yıkıldıysa cennet,

Kaldıysa ayaklar altında,

Yeniden yapılır da

İnsan çıktıysa insan olmaktan

İnsan da yapılır mı taştan?

Hamuru aşktan

Suyu ışıktan

Gelir gelir de 

İnsan olur mu taştan, tuğladan?

Göz yuman da yumulan da bağışlanmadan...

Başlanır mı taştan, topraktan?

Bir damla suyla 

Yaşam kurulur mu 

Yeni baştan?

Olmaz, oldurulmaz...

Tüm yaşanılanlar unutturulmadan olmaz.


Unutulsa biter mi

Biter de yiter mi?

Unutula unutula tozlanır da çokça küfü gider mi?

Ciğerlere işleyen acı diner mi?


Ne söylersin Ebru?

Dilin döner mi?

Acıları söylemeye yüreğin yeter mi?

Yetmez de... değmez de...

Sevginin dili yeşermedikçe bu acı bitmez de... hazmedilmez de...

Öyleyse hadi gelin kalsın gizemler mesellerde

Biz çıkalım arşa

Onlar eremese de murada

Işığın saflığında

Parlayalım sonsuzlukta.


"Dillirde nameler sevgi ...

Yüreklerde renkler sevgi ...

Her yer ve her şey sevginin içinde yeniden genişledi.

Evlat İNSAN gerçekleri bildi.

Kendini sevgiyle bezedi, renklendirdi, giydirdi...

Cennet bahçesi yeniden, sevgiyle yeşerdi."

Diyebilelim, kayıtlara not düşelim, hikayeyi  böyle sevgiyle BİZ bitirelim.

Bir garip insan hikayesi 

Olsun ibret âlemlere

Ümmet dönüşsün 

Gerçeğine.


Işıkla ve aşkla.

Kalın sağlıcakla.

Firdes Ebru TOLAN 

İstanbul, 6.1.2022 - 23.50


7 Kasım 2021 Pazar

SANA RAĞMEN OLUR AMA SENİNLE OLURSA MUHTEŞEM OLUR

Kibir, tamah, nefs ile insan oldular.

Hırs ve hasetle güneşi çamur balçık yaptılar.

Öfke ile ışığı ateşe soktular.

Kurnazlığı, kaypaklığı, sinsiliği içten içe çoğalttılar.

Daha fazla, daha fazla diyerek devleri yuttular, dev oldular. 

Temizlik sanıp ışığı ay yaptılar.

Vicdanlarını rahatlatmak için yıldızları kırptılar, karanlığa saçtılar.

Kendi kendilerine gönül koyup sırtlarında karanlığı çoğaltıp taşıdılar.

...

Say say bitmez...

Oyun içinde oyun kurdular, kurdurttular!

Kim sanırsın bunlar?

"Onlar" der durursun.

Kim sanırsın bunlar?

7. göbekten deden desem, anan baban desem inanmak istemezsin bilirim.

O zaman duy daha fazlasını diyeyim:

Sen, ben, biz, siz, onlar... 

Bak söyledim.

Hepsi ve hiçbiri farklı değildi ki.

Azı çoğu yok ki.

Hepsi sadece deneyimdi sanma!

Seçimlerle oluştu KARMA.

... ve yaşatıyoruz hâlâ ayrıştırdıklarımızla.

Zor geliyorsa duymak ve duyurmak

Anlarım seni bir parça.

Zira kolay olmamalı, bu kadar da kolay olmamalı diyor bir parça...

Ama kolay aslında!

Kabulle başla ve

Hatırla!

Özün ışıktı.

Işıktan geldin.

Işıkla geldin.

Çünkü sen zaten ışıkla, ışığın içinde var edildin.

Öyleyse sadece hatırla;

Işık olan özünü hatırla.

Ben ışığım diyemiyorsan da, "ışıktan bir parça var benim de içimde" de en başta

... ve öyle başla.

Yeter ki başla!

Hayata... akışa... varoluşa... 

Bir başka gözle; yüreğinin gözüyle bakmaya başla.

Gerisi kolay.

Bir inci tanesi nasıl oluşuyorsa, istiridyenin sabrıyla kum zerresi nasıl da dönüşüyorsa parlayan bir taşa...

Güneş nasıl da patlarken kendi içinde, alevler saçarken, ısıtıyorsa yüreğini burada..

Kutup yıldızı bir başına asılıyken gökte nasıl yolunu bulduruyorsa sana...

Ay med-cezir ile sarsarken nasıl fener tutuyorsa sana geceleri...

Sen de öyle başla;

Karanlık sandığından

Kötü, kir, iz, zarar, ziyan, yıkım dediğinden başla, sonra

Aşkla devam et yolculuğuna.

Sonunda göreceksin bitireceğiz, bitecek ışıkla ve aşkla.

Ama "sen olmadan asla" diyemem!

"Sen olmadan da olur" da diyemem!

Sadece anla; "sana rağmen olur" ama seninle olursa MUHTEŞEM olur.

Hadi gel uzat elini bana, durma.

Ebru'dan tüm yolda olanlara 7.11.2021-14.00, İstanbul

13 Ekim 2021 Çarşamba

AY GECEYE TUTSAK, GECE GÜNEŞE!

 Inerken katbekat aşağıya 

Temizlemek için döngüler boyunca 

Şimdi olduk kat ve kat çıkan yukarıya. 


Geçtik ruh katını çıkmak için ayyuka 

Yol verdi bazılarımızın benliği 

Bazılarımızınkiyse dikildi karşımıza! 

Var bir dertleri,

Anlamak lazım tez zamanda. 

Zira zorluyorlar 

Aynı seçimleri yapmaya!!! 


Oysa vakit çoktan geldi 

Temiz giysi giyilmeli 

Çamura bulanmış,  kanla sulanmış

Arbedede yıpranmış,  yırtılmış 

Bedenlere (giysilere) ihtiyaç olur mu hiç

Kutlamaya giderken biz kainatta?


Geçin karşılarına ve deyin ki onlara; bitiriyoruz artık. 

Bitmeli! Bu kainat ışıkla bezenmeli. 

"NasıI"ı artık bilinmeli!

Büyümek seçilmeli. 

Büyümenin tek yolu aşktan geçmeli.


Öyleyse el ele vermeli bu kısır döngü sona erdirilmeli. Ama önce bilinmeli: 

Ay geceye tutsak, gece güneşe! 


Hadi öyleyse bir derin nefesle, yüreklerde Güneş olalım tek bedende, Işık olalım, ışığı aşkla çoğaltalım; geceyi aydınlatalım ve gecenin tutsak ettiği Ay'ı kurtaralım.


Ay kurtulunca, bedeninde dolaşan kan temiz kan olunca, sevdiceği çıkınca, kör kuyular kapanınca, bu masalda son bulacak aşkla.


Işık saracak tüm bedenleri.

Ruhlar coşacak.

Alkışlar kopacak.

Sadece biz değil, kainatlar şahlanacak. 

Işık evren biraz daha aydınlanacak, bir alan daha açılacak.


Yüreğinin sesini değil sadece, tüm kainatı dinle!


Şarkılarla türkülerle çağırıyor seni, benliğin değilse de bak benim özüm sevgiyle.

F. Ebru Tolan Karahasanoğlu

12 Ekim 2021 Salı

CÜMBÜR CEMAAT BİZ BU YOLDA

CÜMBÜR CEMAAT BİZ BU YOLDA

Dün yoğun bir gündü; kahvaltı yaptık zihnimle. 

Yüreğim katıldı bize hazırlanmak için geçince aynanın önüne.

Akşam yemeğinde ruhum da geldi, katıldı bize, sohbet ettik bir lokma aş, biraz da şarap eşliğinde. Dertlerini dinledik, itiraflar peşinde... onu avutalım derken müzikle, yukarılardan bir yerden adeta uzun bir geceden çıktı benlik açtı kapıyı girdi içimize, usulca baktı halimize. 

Ah be çocuklar dedi siz bir de beni bilseniz! Bir el atabilseniz benim yüklerime, yorgun düştüm, sırtımda heybem, çiğnemeden yuttuklarım taş oldu oturdu yüreğime. 

Şaşırdık ilk önce. Biz halletmiştik oysa kendimizce az önce. 

Zihnim, yüreğim, ruhum ve ben kendisiyle sabahı sabah ettik birlikte; kah ağladık kah güldük iyiden iyiye. 

Gün ağardığında bir derin nefesle toplaştık yeniden, el el üstünde. Söz verdik kendimize and içercesine: Bu sefer dedik dönmek yok geriye, en tepeye, en en tepeye gelinceye dek durmak  yok!


Kolay olur sandık el ele verince, hiç hesaba katmadık mevcudiyetimizde katman katman karanlık, katman katman tutsaklık, katman katman bastırılmış,  katman katman ezilmişlik, katman katman zincirlenmişlik, katman katman etiketlenmişlik, ... bulacağımızı bilemedik. Ne yalan söyleyeyim biraz sarsıldık ama her defasında akıl çıktı, buldu bir çözüm sundu ortaya. 

Yürek kimi zaman gülümsedi "başka?" dedi. Ama çoğunda "tamam, bu olur... bu da olur ne de olsa altı, üstü, içi, dışı sadece sevgi"

... ve o hiç bitmezmiş gibi gelen yolda, bitmeyecekmiş gibi gelen yolda ne bir toz ne bir çapak bırakmamacasına arkamızda, temizleye temizleye ışıkla, parlata parlata aşkla ilerledik; cümbür cemaat biz bu yolda. 


Gün döndü ahî devran yolda büyüdü, geldik yolun sonuna; yazılacak yeni hikayeler olacak mutlaka ama bu sefer yıldızlar parlayacak hiç batmamacasına. Kutup Yıldızı her daim ışığını saçacak yolunu bulmak için kendi masalını okumaya başlayanlara.


Kalın sağlıcakla,

Bu mesel F. Ebru Tolan tarafından yazılmıştır.

İstanbul, 1.10.2021


Not: Benden başka meseller de okumak isterseniz Işıldayan Hayatlar ismi ile hâlâ satışta olan kitabımı yayınevim Yeni İnsan'ın internet sayfasından ve/veya online kitap satış noktalarından sipariş edebilirsiniz.

https://yeniinsanyayinevi.com/kitaplarimiz/isildayan-hayatlar/   


29 Ağustos 2021 Pazar

30 AĞUSTOS

 Bir gemi güvertesinden

Yıldızlara bakarken

Yüreğinde hissettiğin hüzünken

Nasıl bırakıp da gidersin sen?

İn!

Bas ayağını toprağa,

Hisset kalp atışlarını sonra...

Kendini kurtarmak mı sanısın mevzuyu.

Yoksa çok başka mı?

Gemi, ne gemisi?

Yıldızlar, nerede?

Sen, nerdesin?

Toprak ne?

Kalp atışı kimin?

Ne kadar geriye gidebilirsin binsen bir zaman makinasına?

Açılır mı sanırsın tüm kapılar sana?

Ya yakıp yıkıp da çıktıysan kalır mı kapı senden sonra?

 

Dönecek bir evin yoksa

Yuvanı kurmaya başlarsın  elinde olanlarla

Sev ve sevil ki

Kalma o yolda ortada

Zira görev büyük

Zaman dar

Alan sınırlı

Öfke çok

Yara ağır

Hasar büyük elinde dahi olanda!


Hele de

O eski yok olan ,edilen var ya...

Midende taşları

Boğazında kaşları*

Elinde ağırlığı

Yüreğinde acısı

Gözünde son manzarası...

Bir yandan hüzün kaplıyor olsa da 

Kalk ayağa diyor her an başucunda.

Kalk ayağa

Koyul yola

Kalk ayağa

Koyul yola

Kalk ayağa 

Koyul yola...

Ritm sanma 

Emir aslında!

Kalk ayağa 

Koyul yola.

Şimdi değil ama

Dün dendi sana

Sen uyurken sıcak yatağında

Bir avuç dolusu canla başla 

Yenisini, yeniyi

İnşa etmek için çalışıyordu "orada"

Ne uğruna

Bir derin nefes...

Işık...

Aşk...?

Sanma!

Kurtuluş Savaşı'nda

Mücadele yolunda.

İstanbul, 29.8.2021 11.57

F. Ebru Tolan


* kaş / kâş / كاش

Çok istek, arzu, özleme. (Farsça)

Keşke. (Farsça)

16 Ağustos 2021 Pazartesi

2 DERTLİ 1 DELİ

Ah ahh dedi Oduncu 
Balta girmemiş ormanda yuvarladığı kütük dereye uçunca
Ne zorlukla getirmişti oysa.
Katır toynaklarını sürttü toprağa, sen mi ben mi dedi homurdanırcasına 
2 dertli 1 deliyi gördü o anda 
Deli baktı bir onlara bir yuvarlanan ağaca; 
Yazık dedi başı dönmüştür karıncaların, bitlerin şimdi yuvarlanırken ağaç aşağıya. 
Bizimkiler bakıştılar ama deli ya ses etmediler ona.
2 dertli 1 deli birlikte devam ettiler yolculuğa.
Çıktı karşılarına mor pelerinli
Uçtu indi adeta aşağıya daldan dala
Yanında getirdiği kristal küreyi koydu ortalarına.
Hadi dedi alın da sevinsinler gönderenler.
Hiç anlamadılar ya aldılar ama.
Devam ettiler yollarına.
Az ötede bir Kızılkaya başladı konuşmaya
Kürenizi getirin koyun yanıma parlasın daha fazla.
Neden parlasın ki dedi deli?
Neden parlamasının ki dedi dertli?
Katır sinirlendi hepsini tepti.
Kristal küre yuvarlandı uçuruma, düştü dağdan aşağıya.
Bir kartal belirdi o anda.
Pençelerinin arasında bir çocuk, atladı yanlarına.
Güle oynaya karıştı ormana.
Dur bekle diyemeden tozu dumana katarcasına
Filler çıktı ortaya.
Deli deliliğine yordu, aklı iyiden iyiye yoruldu. 
Dertli derdini unuttu.
Filler aldılar hortumlarına uzattılar ağaç dallarına 
Çınar sallandı, köknar selamladı 
Tüm orman alkışladı.
Meğer bizim odun parçası haber salmış ormana;
"2 dertli 1 deli beni çok sevdi 
Ama Dere beni aldı geri vermedi yardım edelim onlara sevinsinler kolaylıkla 
Zira akıttıkları gözyaşı besledi pınarları, 
Kestikleri ağaç budandı da gürbüzlendi sonra
Kunduzlar suda kütüğü buldular da evleri kolaylandı hızla 
Onların evi bariyer oldu su yolunu buldu
Kurak köy vaha oldu söyleyin onlara"
Yaşasın dedi deli, şarkılar dillendirdi.
Dertliler dinlendi huzura erdi.
Herkes mutlu mesut derken gök gürledi;
Acı haber tez geldi.
"İnsan" denen 
Vaha olan köyde 
Tarlasını genişletti ,
Ormanları yok etti, 
Hayvanların yemi bitti,
Açlık sefaleti getirdi,
Herkes birbirine girdi.
İşte o anda Gaia çıktı ortaya
"Yeter" dedi, yeter!
Herkes haddini bilmeli 
Esti gürledi, inletti.
Dünyanın sonunu getirdi:
İnsan evsiz 
Ev sessiz 
Ses renksiz 
Renk nefessiz 
Nefes cansız 
Can ışıksız kaldı.

Tam bitti derken,
Kara perde inerken...
İndi bir melek 
Dedi pes etmek 
Olmaz bu kainatta 
Her şey yaratılmışken aşkla.
Hadi kalk ayağa
Koyul yola.
Son damla kurumadıysa
Son yumurta kırılmadıysa
Son can çıkmadıysa
Durmak yok anlasana 
Hadi kalın sağlıcakla
Işıkla ve aşkla devam edecek bu mesel 
Ama sanma ki burada!
Devam edecek seninle ruhunda.
F. Ebru Tolan Karahasanoğlu
İstanbul, 14.8.2021-23.33