28 Ekim 2023 Cumartesi

CAN FEDA

CAN FEDA

Hani bazen derin, çok derin bir nefes almak ister de alamazsınız ya... 

Hani bazen göğüs bağır yırtıp açıp yürekten haykırmak istersiniz ya... 

Hani bazen tepinmek, sağı solu yumruklarcasına dövmek az gelir ya... 

Hani bazen sözcükler kifayetsiz kalır ya... 

Hani bazen hıçkırıklar boğaza düğümlenir, yaş olup akmaz ya... 

Hani bazen her şey susar susar susar, sadece yüreğinizin acısı yanar yanar yanar ya... 

İşte öyle... 

Dahası da öyle... 

Dahası daha da beter böyle... 

İşte öyle bir hikaye... 

İşte öyle bir hikaye yatar Varlığın kalbinde, içinde, özünde. 

Varlık ne? 

Varlık Öz'de Öz olan 

Varlık ışığı aşkla olduran 

Varlık ışığa ışık katan 

Varlık ışığı aşkla saçan 

Varlık Öz'de özün nuru olan 

Varlık Öz'de göz olan, söz olan 

Varlık varoluşun anahtarı olan 

Varlık var edilenden öte olmayan, var eden olan. 

Varlık sen, ben, biz, her şey olan. 

Varlık can olan, canlılık olan, ruh olan, ruhu olan.

Varlık varoluşun aslı olan, özünden öte, özden içe derine, hep olan. 

Varlık ezeli olmayan, ebede varmayan; Varlık mütemadiyen olan ve olacak olan. 

Varlık "var" olan, vardan öte varı olduran, tutan... 

Nüve değil 

Öz değil 

Maya hiç değil 

Kod değil 

Parça değil 

Ruh değil 

Beden değil 

Akıl / us değil 

Bilinç / boyut değil 

1 değil 

0 hiç değil 

Kalp değil 

Yürek değil 

Huy değil 

Su değil 

Işık değil 

Sevgi değil 

Aşk değil 

Şekil / biçim değil 

Renk değil 

Koku değil 

Tat değil 

Haz değil 

Gök değil 

Yer değil 

Toprak değil 

Hava değil 

Hepsi hepsi hepsinden öte hepsi birlikte olan.

VE BU ACIYI HÂLÂ İÇİNDE TUTAN 


Ne oldu da 

Varlık acıyı aldı içine? 

Esas sorulması gereken bu ya şimdide. 

Neden şimdi? 

Vakit geldi; artık bilmeye ve gerisini getirmeye. 

Acıları... 

Hüsranları... 

Hüzünleri...

Elemleri, kederleri... 

Pişmanlıkları... 

Karaları, karanlıkları 

Akların içine yuvalanmış kapanları 

Aça aça geldik bu güne. 


Dosta düşmana; 

Düşman bilip andıklarımıza 

Dost bilip kandıklarımıza 

Baka baka geldik bu ana. 


Sevmeden sevgiyi 

Öfkeden deliye dönmeyi 

Hak göre göre geldik bugünlere. 


Yağmayı, zulmü 

Ezmeyi geçmeyi 

Dikteyi, empozeyi 

Kanun deyip geldik ümmete. 


Biz 7 düvelde 

77 millette 

Hükmede hükmede geldik düne! 

Osman'ın aşkına 

Orhan'ın kadrine 

Bir'in hikmetine 

Sual olunmaz diye diye geldik girdik ÖZ'ün içine. 


Yol olduk Ana Dolu denene. 

Yolcu değilsek de 

Yorgunuz dedik

Geçip gitmedik de 

Sindik, indik, bekledik içte.


Ana Dolu'nun kalbi gözetti bizi 

Bir tas çorba için 

Ekinlerini verdi bize 

Dizdi eteğinin dibine. 


Ana Dolu'nun kalbi ile açılan geçit 

Yol oldu taşındık İznik'e 

İznik milâd oldu 

Yerleştik iyiden iyiye 

Geçit vermez denende 

Sözümüzü dinleyen bir BAŞ oldu. 

İzin verdi bize. 


Ana Dolu'nun göbeği de baş oldu böylece bize. 

Kalbi..., göbeği..., yetmez dedik de 

Saldık içeriye gaz vere vere 

Girdik beyine inceden inceye 

Sular geçit vermez ise 

Boynuzun gerisinde 

Bir ince uzun, 

Açar dedik bize 

Tüm düzen çökmesin diye 

Sessizce sinsice 

Girdik içe içe 

Görmezden gelenlerin elleri ceplerde 

... ve gördük ki 

Varlık tüm haşmetiyle gözler önünde 

Ellerimizde. 

İşte o anda ayaklar eller 

Baş bilindi de 

Dış içe döndü de 

İsmail'in mucizesi bilinen neyse 

Akış başladı tersine! 

Yok edercesine... 


Neden deriz bunca tuhafı size? 

Vakit geldi ters yüz etmeye. 

Tersi yüz edip de giymeye değilse de 

Ters edileni yüz görmeye.

Yetmez de... 

Başlatmak lazım devinimi yine de. 

Niye? 

Tüm bunlar olurken sizin çevrenizde... 

Yakın tarihinizde... 

Varlık denen varoluşun içinde 

Can havliyle çıkarttıysa da bir CAN 

Yetmedi işte. 

Niye? 

O can tuttu tutundu kalbe 

Yetmezmiş gibi yedi yuttu içinde 

Nedendir niyedir, girmeyelim şimdi içine 

Uzundan öte gereksiz yük eder belimize. 

Ama bilin işte 

Bir CAN var Can'dan öte CAN'IN içinde. 

Olmaz olmaz deme. 

Bu CAN'ı da ele geçiren bir CAN var içinizde. 

Onun da içinde bir CAN, içinizde.

Onun da içinde bir başka CAN içinizde. 

Bu ne demektir diye sorun yüreklerinize. 

Can can içinde 

Can canın içinde 

Can candan öte canın içinde 

Hepsi birlikte beraberce 

CAN'ın içinde 

O da CAN'dan öte VAR'ın göbeğinde. 


Ne olacak bu hal böyle? 

Yetti... tükendi... bitmedi, bitirilmedi. 

Ama eridi eridi eridi. 

Öyleyse 

Herkes hizaya geçmeli. 

Herkes yerini bilmeli. 

Herkes kendi içinden geçmeli. 

Herkes tersi düz etmeli. 

Herkes bitirmeli. 

HERKES BİTİRMELİ.

İçinden geçe geçe 

Tersine gide gide 

Düzü bilinmeli 

Düze geçirilmeli. 

İç içe Can'lar yerlerini belirlemeli. 

Vakit gelince CAN'lar canlılığına geri dönebilmeli. 

İşte o vakit 

Olacak gerçek YENİ 

İşte o vakit 

Kutlanacak gerçek YENİ 

İşte o vakit 

Diyeceğiz esaret bitti. 

İşte o vakit 

Anlayacağız ÖZGÜRLÜK neydi. 


Mecazlardan mana 

Cevapları aklında arama 

Yüreğinden öte kalbin var sanma 

Kalbini dosta düşmana açma. 

Bir derin nefesle başla 

Ezberleri at bir solukta 

Demediğini de en başta 

Yapmadığını anla 

Yaptıklarında cevap arama. 

Kal sağlıcakla. 

Dere tepe düz gittik 

Mesellerle, mecazlarla az gittik. 

Yine de geldik 

Bu güne geldik. 

Bittik ama bitiremedik. 

Bugünden sonra roller-coaster dönecek 

Baş aşağıya. 

İçim dışıma çıkar sanma 

Hızlanacağız amma 

Hizalanmadan çalışma. 


Biz BİZİZ

Bizi senden başkası sanma. 

Kalın sağlıcakla. 

İstanbul, 25.10.2023'de yazılan 

                 28.10.2023'de duyurulan

26 Ekim 2023 Perşembe

SUSAR GİDER Mİ?

Tüm küfeler

Tüm sarnıçlar

Tüm fıçılar

Tüm kazanlar

Doldu doldu taştılar.

Yazıtlar tabletler...

Sümerler İbraniler

Dile dile döktüler.

Ezâ ile ceza

Riyâ ile cefa

Birlikte başa oldu bela.

Baka baka

Kaldı bir CAN 

O da çukurda.

Akıllanmadı insan,

Uyanmadı insan,

İnsanı "insan" sanan 

Kandı kendi olan.

Dönüp dönüp duran 

Taş taş üstüne koyan

4 duvara saklanan

Uyanmadı hâlâ,

Anlamadı zira.

Hançerden akan kana

Al diyen oldu da

Al'a neden diye soran olmadı ya.

Döndü devr'an

Erdi mer'can

Bu zan ile doğan

Aşmadı ya...

Gün olmazdı geceden uryan 

Günü doğurdu

Güneş olan.


Dilde tüy biter mi?

Canda can yiter mi?

Ebru'da derman... 

Can'da kan...

İnanan 

İnanan

İnanan

İnsana

İnanan

Susup gider mi?


Bu can bu bedende 

Ses veren de 

Susar gider mi?


Bir düzen bilen

Düzenini kendi eden

Vazgeçer de gider mi?

Gitmeliydi!

Gidemedi.

Öyleyse ... oyun bitti.

İstanbul 26 Ekim'e erdi.

Sonsuz sevgi daim idi 

O bile yeşertemedi.

Kanı kanla 

Can'ı canla sulayan 

Sevdasından aşka susayan

Aşkı bilemedi,

Suyu kirletti.

Su lekelendi...

At kişnedi...

Tüm nurlu kelamlar

Sona geldi.

Dünün üstüne bugün denen de bitti.

Selamlar sona erdi.

De gel de öyleyse;

Bunca zaman ne dendi?

Neler dendi?

Hiçbirisi yakıp geçmedi

Hepsi geçti gitti.

Bana dokunmayan bin yaşasın diyen de 

Demeyen de birdi

Zira öfkesi de zinciri de tek eldendi.


Uzatmadan 

Sonlandıralım lafı

Bitiren gitti

Biten gitti

Kalan sağlar bizler idi. 

Anlaşılmazsa da 

Yazan bildi...

Yazdıran bildi...

Yazılan bildi...

Sevgimiz bakî

Ebru'nun kaleminden

Firdes'in yüreğinden

Nurlu canların dilinden idi.


25 Ekim 2023 Çarşamba

KİMSE SİZSENİZ!

Şairane bir söz söyle

Dökülsün nağmeler dilinden sevgiyle 

Yüreğindeki çıksın özünle 

Aşikar olsun sen bildiğinde 

Şairane bir söz söyle bugün herkese 

Sen kendini duyur önce kendine

Yetti gayrı çektiğin hicap 

Gel sen bundan böyle 

Sadece söyle sevgi sevgi diye. 


Yer gök inlemesin artık sert nağmelerle.

Marş marş diye diye çıktık dediğin Arş 

Seni yaktı senden öte.

Seni bilmek gerek 

Seni görmek gerek 

Seni sevmek gerek Ay balam 

Seni artık bilmek gerek!


Der durur içimde bir ses sessizce.

Çağrı kimedir derseniz?!

Kimse sizseniz!

Kulak verin yüreğinize

Bugün geldiysek 25 denen ekim gününe

"Ekim nedir?"i sormak gerek kendi içimize.

Aylardan biri denilse de...

Ya o kadar değilse...?

Vardır bir hikmeti diye diye 

Hikmeti bekletmek niye?


Gün dönmeden geceye

Gece ermeden güne

Arada bir yerlerde

Soran olsa yürekler tez vakitte.

25 Ekim nedir?

Ekim nedir?

Kimin bildiğidir?

Kimin bildireceğidir?

Maksadım muamma değil amma

Sorgulatmadan olmaz yürekten akla

Zihin girer sonra araya

Ne akar zehir dışarıya

Ne alır yükü aşağıya.

Hadi öyleyse candan dost

Sor bir kez daha

Varlık için ne mühim acaba bu cihanda?

Ne sen ne ben 

Ne beden ne ruh

Varlık için can feda deme bana.

Canını feda eden varsa

Can olmak için cana bu yolda

Bu akışta

Bu an'da... mekanda...

Feda değil amma

Cana can gerek aslında.

İstanbul, 25.10.2023 - 19.40

Kalın sağlıcakla.

Firdes'i bilen Ebru denen

16 Eylül 2023 Cumartesi

BİR TUHAF ATIŞMA

Yorgunum dedi Dünya

İnsanlığı taşımaktan


Yorulma zira az kaldı dedi Toprak Ana

Çözüleceğim çok yakında.


Duydu serzenişleri Ay

Döndü sırtını sıvazladı aynı anda

Korkma dedi Yıldız'a 

Konuşsunlar onlar anladıklarınca

Ben varım kapı gibi burada.


Yıldız biraz sitemkar biraz da ürkek baktı Ay'a 

Bunca zaman kulu kölesi oldun Dünya'nın ama

Deyince gürledi Güneş

Haşmetimden yanıma yaklaşılmaz ama giremediniz ki bir hızaya açayım size kapıları ardı ardına.


Güneş'in ardında duran bir naif ışık parladı usulca o anda 

Baktı biraz mahsun, çokça kırgın ve de bitap

Ne İnsanlar ne Dünya beni en çok sen yordun Toprak Ana 

Güneşle buluştun, aldın Ay'ı da ortanıza

Mevsimler... döngüler... med cezirler... diye diye kapandınız matriks alana 

Ne İnsan çıktı ayyuka ne Yıldız geldi yanıma

Şimdi bi susun da 

Dönün bakın ortanıza

Kalp sönüyor varoluşta 

Eridi bitti ortanızda

Kalmadı dayanacak mecalım 

Işığımı çektiniz içtiniz kana kana

Suyumu bitirdiniz adeta

Can damarlarım kireçlendi

Boğazıma düğümlendi

Kordonlar akıtmaz oldu nuru 

Nefesler tükendi.

Dönmezse bana beni besleyecek kan 

Bir tek can kalmayacak yakında

Bittim tükendim 

Veremez oldum yeni bir Can.


İşte o an duyulsaydı sesin 

Geçirseydin 

İğne deliğinden geçirdiğin 

Sesin yankılanmasaydı çağlayanlarda 

Salmasaysın korkuyu da

Çıkardık belki yanına

Ama bizi sen mahvettin dedi Baba Ana'ya.


Ana söndü baktı ortasına

Yapışmış 2 kafa tam ortasında

Biri bakar Garp'a diğeri Şam'a

Gördüğünü ister 

Göremediğini duya duya

Öykünür bekler sırtını sıvazlata sıvazlata.



Bu ne tuhaf bir öykü

Bitsin dersin ama

Biterse bu noktada biteriz biz de onlarla

İyisi mi kalsın Dünya... İnsan... Toprak Ana... Ay... Yıldız... Güneş... uykuda biz seslenelim Ana'ya çıksın ortaya çıkartsın sonra da 2 başın sırtında ortada çöken kalbi, sıkıştırdı ya. Kalp kalbin de ortasında... 

Atar atmaz sarıldı mumla

Bal mumu dediniz ama nefes aldırmaz oldu arîler Can'a 

Hadi bırakalım masalleri meselleri arkamızda

Hâlâ söylemek zor olsa da

Gerçekler çok başka.

Kalın sağlıcakla. 

Ebru bildiğinizden 

İstanbul, 16.9.2023

3 Ağustos 2023 Perşembe

AŞK OLSUN MAYA

Köyün ileri gelenlerinden biri kızını evermek istedi. 

İleri gelendi ya... bekleyemezdi... kendisi karar vermeliydi. Kendisi seçmeliydi. Seçebilmeliydi. Ne de olsa torun getirecekti.

İpsizi, soysuzu, sopsuzu bekleyemezdi.

Kalktı yerinden, elini cebinden çekmeden,  ilerledi. Gitti gitti... büyük AĞA'nın elini öpmeye dayandı kapısına. Gel gelelim AĞA sarhoştu o anda. Aşk sarhoşu, boşamıştı karısını, başlamıştı at koşturmaya çırılçıplak hatta ovalarda. 

Bunu gören köylü; ileri gelen,  bir an duraksadıysa da aklına bir cinlik geldi o anda. 

Bak AĞAm dedi usulca sokulup koynuna! 

Koynuna? Nasıl olurdu bu ya?

Olmaz idi aslında... olamazdı AMA köyün ileri geleni de bir AĞA idi en sonunda. AĞAlar taşırdı türlü türlü metaneti varlıklarında. 

İş miydi onlara bir anlığına yüz boyamak kısaca... 

Değildi!

Pek tabii ki niyeti kalmak değildi AĞA'nın koynunda, aklını çelmekti aslında. 

Çeldi de kolaylıkla. AĞA düşmüştü ya çırılçıplak meşk çukuruna, gözü kararmışçasına! 

Köylü ağa dedi ki AĞA'ya 

- AĞAM AĞAM paşam 

Sen layıksın çok daha fazlasına.

Bak ben geldim yanına yamacına ama dahası da gelir yanına yamacına, sen başlasana çağırmaya. 

- Kimse gelmez, kimse girmez koynuma, o ANA oldukça orada.

- ANAyı çekelim kızağa, kızımı koyalım ortaya.

- Senin kızın kim

- Kimse kim olsun sana karı bu yolda. 

- Hoppala, sen varsın burada

- Ben giderim şimdi yollarım sana.


Çıktı gitti ağa, dönüştü köylü kılığına. Eve varıp da kızını aldı karşısına. Bak hele dinle, çok hayırlı bir EŞ buldum diyemem sana. Ama varırsan yanına sen hayırsızı hayırlı eş edersin varlığına.

İşte o zaman sırtın yere gelmez bir daha bu varoluşta.

Kız hayran oldu babasının aklına. Çıktılar yola gittiler AĞA'nın sarayına. 

Tam ereceklerdi huzura, doğum başladı o anda ANA'nın odasında. Çağırıldı tüm hizmetliler ve ebeler. Bir hal çaresi bulmalıydı Köylü Baba. Kızını soktu odaya cariye kılığında. 

Cariye ne ola? 

Ana bilmez bu lafı güzafı. 

Cariye ne ola? 

Köylü baba uzattı elini ANA'ya bu sefer DAYI kılığında. 

- 2 gözüm, eşleneyim, kıyamadım ben sana. Bak oldurdum bir sen daha ama meraklanma o doğuramaz sen gibi nurlu can olsa da, acını alır yanında, sancını ver ona, sen al CAN'ını kucağına.

Ana kandı bu masala. Sandı ki kardeş bildiği bir yol bulmuştu doğum sancısına. 

Tuttu kızın elini cariye sana sana, verdi sancıyı ona aldı CAN'ı kucağına. 



Bu ne biçim hikaye edersin insan bana.

Ama sorarım ben de sana;  onca yalana inandın da mecazların içinden okuyamadığın gerçek mi yordu seni, anlasana, diyemem daha fazla, fazlası sende saklı nasıl olsa... 



Gel zaman git zaman 

Cariye oldu Ana'ya dost adeta 

Ve bu arada girdi AĞA'nın koynuna 

Oldurdu bir soy oracıkta tam da kalbin ortasında.  

Koydular buna da bir isim, oldurdular nesim. 

Baba kızmıştı ya ANA'ya 

ANA nasıl devam edecekti yoluna? 

Köylü Ağa çıkmasın diye foyası meydana girdi BABA kılığına ve girdi ANA'nın koynuna. 


Yok artık, daha? 

Dahası da var da anlatsam ne fayda.

Bir anlık boşluk yarattı,  koca boşluk.

Düştü ANA kendi odasında karanlığa, bağladı kara. 

DAYI anladıysa da 

ANA diyemedi düğümlendi boğazına bu hata. Sustular sırlarıyla. 

Baba kılığında ağa sırra kadem basmadı bu arada. Yüzsüz yüzsüz dolaştı ortalıklarda ANA'yı yerden yere vura vura. 

Ananın kalbi dayanmadı buna. 

Utancı oldu bir yara. 

Yara oldu bir kara. 

Kara düştü ebedi nuruna. 



Ahh ANA Ahh ANA 

deseydin bunu oğullarına

bağışlarlar mıydı seni?... bir muamma ama 

biz devam ederdik yolumuza seni nurlaya nurlaya.

Olmadı ya. .. 

Kararan nurun aktı katlara katman katman sardı da vicdanının sesini boğmak uğruna sen kalbini boğdun kendi kanında.



Her kim derse 

Biz gidelim 

Diyeceğiz kimsin? 

Soyun sopun 

Kanın suyun 

Dölün 

Kim diye soracağız sana. 

İzin yok bundan sonra

Varoluşta kirli, kirletilmiş

Nursuz yaratımlara. 

Akça pakça değil 

AK PAK olmadıkça

Çıkılmayacak ayyuka ve dahi yuvaya.


Öyleyse tez vakitte bitirtilmeli

Bu hikayenin karanlık yüzü temizlenmeli. 

Soy sop bilinmeli 

Karışanlar elenmeli.

Bizim suçumuz mu diyenler

Kendilerini bilmeli 

Kendilerini yenileyebilmeli.

Mümkün değil diyenler 

Yoldan çekilmeli 

Tüm genler saflığına dönmeli.


Gelelim hikayenin devamına 

Sanırsanız ki bitti bu yıkımla yanılırsınız çokça. Sorsanıza; peki kızın gerçek kimliği neydi ve onun eşi kimdi diye mesela? 

Ne de olsa herkesin bir yazgısı gibi, varoluşta da bir eşi vardı aslında. Kızımızın eşi kim olmalıydı acaba? 

Bir oğul ama hangi oğul? 

Komşu köyün ağasının oğlu olmalıydı eş bizim Ağa'nın kızına ki büyüsün köyler eklene eklene birbirine, varoluşta da olduğu gibi aslında. Bir ana olmalı; Toprak Ana,  bir oğul olmalı İnsan Baba ve toprak ana ile insan oğul buluşmalı, yol olmalı bir başka yurda.

Yurdun yıldızları doğmalı önce mutlaka; havasına... suyuna... yol olmalı ana ve baba... ki sonrasında çatısı da kapanınca; 2 kutup oluşturulunca kolaylıkla yurtta olmalı bir yuva tüm sevenlere aynı anda. Kalp atmalı o yuvada her daim ışıkla ve aşkla, ritimle dansla...

Çocukları olmalı Yıldız Ana ile Davudî'nin. Onlar da karışmalı diğerlerinin arasına. Gök olmalı, yer olmalı ... yaşam olmalı, yaşam olunmalı HEP BİRLİKTE ASLINDA.


Oysa... ne oldu bizim köyde? 

Köy ne köy kaldı, ne oldu kasaba.

Köy harman yeri oldu hasat solunca. 

Hasattan tohum olmadı ya, başak kurutulunca!

Tohum sanılanlar dönüştü birer kırana.

Kıran kırdı geçirdi, bozdu ezdi, yıktı bitirdi, tüketti eritti, atıldığı her yeri boylu boyunca.


Kımıl zararlısı misali... 

Çekirge sürüsü gibi... 

Ekinleri ezdi geçti... 

Diğer köylere de yetti...

Tüm ekinler bertaraf edildi...

Depolarda rezerler heba oldu gitti. 

Toprağa ekilenler 

Yeniden yeşerdi 

Ama o yeşerenlere de gökten zehir indi, indirildi. 

Nedeni belli, nedeni belli. 

Ata kendi tohumu döl versin istemedi. 

Ne de olsa soyu sopu deli

Genetiği değiştirildi

Şifresi belli 

İlk turda eşleşseydi

Dönüşebilirdi 

Ama 7. tura evrildi 

Şifre delindi 

Tohum can verdi 

Geriye dönüşemedi.



Neydi? Neydi? Burada anlatılan neydi?

Bizim meselelerde amaç belli.

Duyuruyoruz size

Niyetimiz belli 

Alınsın dersler 

Çıkartılsın kıssadan hisseler 

Herkes anlasın 

Herkes herkesten kendini saklasın 

Eşler kavgayı bıraksın 

Canlar daha fazla yanmasın. 

Herkes kendini anlasın

Yüzünü aklasın.

Aklanan yüzler 

Açığa çıksın 

Yüzü yüzüne değenler

Kenara çıksın 

Yollar nurlansın, ışıldasın

Gerçek Öz'ler yumurtlasın

Yavrucaklar karartılmasın

Babalar BABA 

Analar ANA 

Yıldızlar PARLA 

Oğullar YOLLA 

Hepsini ortada topla, sanılmasın.


ANA'dan CAN 

BABA'dan KAN 

DAYI'dan MER'CAN

HALA'dan ışıktan KALKAN aksın adeta

Çıksın oğul 4 başı mamur

Versin nur 

Olsun nurlu hamur 

Hamur olsun mağrur

Mağrur olsun tambur

Tambur olsun eş 

Eş olsun ses 

Ses olsun özdeş 

Ritm tutsun tüm sazlar

Söz olsun bütün AŞK'lar 

AŞK olsun maya

Maya tutsun ışıkla 

Işık olsun ÖZ 

Öz olsun cennette bir GÖZ  

Göz olsun SEVGİ 

Sevgi olsun bir FİLİZ

Büyüsün büyüsün büyüsün 

VAR olalım 

BİZ olalım 

BİZ aşkla hep OL'an olalım. 


Bir mesel daha bitti Ebru'nun kaleminden, aktı geldi varoluşun nurlu kalbinden, soluklar tutuldu adeta izleriz içten, duyurulan çok oldu dinletilen yok oldu demeyeceksek de... anlatılanlar heba oldu yürekler per mi perişan bir vakit önce, siz yazın yeniden diye der der dillendiririz, önünüze serer önden gideriz. Sizi de tez vakitte nurunuzla,  ışığınızla, aşkla bekleriz. Sonsuz severiz, sonsuz severiz.

İstanbul 3/8-2023 denendeyiz.

1 Ağustos 2023 Salı

BİR KEZ DAHA ÖLEMEZDİM!

Ayrılıktan öte... ayrışmadan az önce... bir hüzün çöker yüreklere, kalanların umutları sönmüşse de gidenler kadar acımaz yürekleri kendi içlerinde. Karanlığın dibindedirler neticede, gördükleri kalplerinde. 

Oysa karanlık gerçektir varoluşun kalbinde ve de insanın yüreğinde. Ayrışıp da gidecekler hazırlarken valizleri içlerinde, düğümlenir sessiz sözcükler, ciğerlerden derinlere, nafiledir akan gözyaşları, gidenler dönmeyecekler... dönenler görmeyecekler... kalanlar bilmeyecekler...  kandıranlar sevinmeyecekler.


Ne kalan ol 
Ne kaldıran.
Geçebilmek için vakti geldiğinde 
Birlik OL.


Birlik olalım dedim dinletemedim... dinletemedim. 
Dinle şimdi; 
Bir ben yalnız başıma giderim. 
Siz de gelin isterim; sevdiklerim, hep sevdiklerim, çok sevdiklerim, neden dinletemedim bilin isterim: Diyemedim.
Sen gör bil istedim. Söylediklerim aklında,
Peki ya söyleyemediklerim! 
Onları süsledim, bezedim, kılıflara geçirdim,
Sen örtüleri kaldır dedim dinletemedim. 
Ben kendimi deşifre edemezdim.
Bir kez daha ölemezdim! 
Kendimi gizledim,
Beni arayan bulur dedim, söylemedim.
O gerçeği hiç söylemedim:
Ben kendi kendimi yedim bitirdim, size diyemedim.
Ben kendi kendimi yok etmeyi istedim, söyleyemedim.

Evlatlarım,
İçinizden geçen ben değildim,
Ben sadece içimden geçirdim; nefesi nur eyledim 
Canı can eyledim 
Canı hür eyledim 
Geriye dönüp bitirmek istedim.
Ben hem ana idim, hem can idim.
Hepsi iç içe birlikte bir ben idim.
Ben beni hep sevdim ama sevdiremedim. 
Çünkü ben sevgiyi bilendim; sevgiyi bildiremedim. 

Öğrenirsin dedim, bendensin becerirsin, öğrenirsin...
Bildim ama göremedim, gösteremedim.
Gözümü kör eden taşın ardında gizlenen örter imiş gerçekleri 
Ben bunu hiç bilemedim. Kendimden verdim daha çok verdim.. verdim.. 
En sonunda tükendim. 
Gel gelelim bitmeye bitemedim 
Dönmeye dönemedim. 
Şimdi yol ayrımına geldim ya gideceğim ya göndereceğim. 
Her ikisinde de bir tarafı bitireceğim. 
Ben dönmeyi yeğlerim.
Dönersem yenilerini eylerim. 
Aksi takdirde bir ömür boyu beklerim. 
Ölmez ölmez dirilirim,
Bitmez bitmez tükenirim.
Ben döneceğim.

Peki ya kalbim? 

Yorgun düşen kalbim ben sana ne diyeyim
Herkesi ve her şeyi mutlu edeyim ama bir seni dinlemeyeyim derken, dinlenirken, seni tükettim... seni tükettim...
Sevgi iken sevgimi en çok senden gizledim. 
Ben sevgi iken kendimi sevebildim ama seni hiç görmedim. Ben neyledim? Ey kalbim ben neyledim? Beni affet isterim, artık seni de çok severim. 
Firdes'in dilinden Ebru'ya hitaben bu cümleyi de ekleyeyim ve ben artık gideyim.

Sonsuz severim severim severim.
Artık sevmeyi bilin isterim.
1.8.2023

28 Temmuz 2023 Cuma

İNİNDEN İNEN VAZGEÇMİŞKEN, SEN?

Bir varmış bir daha varmış,  

Bir evrenin canlıları ile mahlukları savaştaymış. Bitmek bilmeyen,  hiç eksilmeyen bir nefret içlerinde, dövüşürlermiş her gün herkes kendi yerinde.


Derken derken ileri gelenlerden biri çıkmış kendi ininden, gelmiş meydana, çağırmış yanına bir can ile bir mahluk, sokulmuşlar kollarının arasına. 

İninden çıkan ileri gelen, dönmüş sağına sormuş mahluka 

- Bilir misin neden? 

Sonra dönmüş soluna sormuş cana 

- Bilir misin kimden? 

Cevapsız kalmış sorular...


Orta yerden bir yol açmış ininden gelen;

- Bir derin nefes çekin hele içinize. Bir daha da çekmeyin verdiğiniz nefesi geri kendinize, demiş.

-Gidiyoruz, diye diye indirmiş ikisini de açtığı yoldan içeriye, döne döne, döne döne, döne döne gitmişlerse de dönememişler geriye. 


Gel zaman git zaman kavgaya tutuşanlar, kendilerini Er Meydanı'nda sananlar, mahluk olmuş ama insan olamamışlar, insan olmuş ama can bulamamışlar, arasında kızışınca kavga, canlı olanlara yönelmişler, adeta almışlar hatta kendi ortalarına. 

Canlı olan son bir can,  can havliyle adeta, hatırlatmış onlara 

- Nasıl da unutursunuz az biraz baksanıza; ininden çıkan aldı ya bir kolunun altına bizden olanı, bir kolunun altına sizden olanı, indi indi de aşağıya yok oldu ya yolda ve bir daha dönmedi ya yukarıya, Siz şimdi beni çektiniz ortanıza, oysa ben kimim siz anlamadınız ya, ben son kalan nurlu parça; canını bir hiç uğruna heba eden insan ile insandan geçirilen bir ipliksi ile içi dışına çevrilen mahluk denen sen, aldınız beni ortanıza öldürüyorsunuz hızla. 

Oysa aşağıda yarıktan akanla cansız kalan insan dönüştü ya bir uğursuza ve yanında uğursuzdan gelen kanla beslenen soyu tükenen nesli hiç bilinmeyen denen yeni bir tür girdi ya omurganızdan canınıza... Ne kaldı ortada "ininden çıkan" ne bir "can" ne de "mahluk" aslında. 

Hepsi savruldu bir kenara... 

Pençeleri yırtıcı, dişleri sivri olmasa da tehlikenin en büyüğü oluştu ya Matriks alanda; canı çekilmiş insanla mahluk eş yapılınca! 

Ne kanı kaldı, ne canı, ne itibarı... insan adı sarsılınca oldu bir kara.

Kara insan sayılınca insan oldu bir yara... derken derken... yara... kara... derken, husumet bitmemişken, Evrenlerin içinden geçen tüm damarlar felç edilmişken,  "ininden inen" kendi de geçemeyince gerisin geriye, anlayınca sonunda, kendi bindiği filika kendi açtığı çukurda batmakta.

Hal böyle iken; Evrenler çare iken, evrenlerin arasındaki yolu deşen döken, evrenlere nur yerine çamur içirten, çamurun içine pirinç ektirten de sıkışınca oracıkta... neyi duymak istemezsin Sen hâlâ burada?


Vakit çoktan geldi! 

Bitirmeyi bilmeli.

Sen bitirmezsen ...


İzin ver de kalan 3 - 5 nurlu geçsin içinden. 

İşte ancak o vakit dönecek yeniden, dünya denen, Batı doğru iken Doğu'dan gelen dönecek tersine, Doğu batı iken Batı'dan gelecek, gelmesi gerekene.


Aksi olur ise biterken tükenen tüm Evren batacak içine.

Batarken çekecek nuru içine.

Çekerken ölecek Nur'un Can'ı.

Nur'un Can'ı ölünce, ölmek bitmeyecekse de yaşam dönüşecek sonsuz bir işkenceye.


Hangisi dersen?

Seçmelisin birinciyi diyemeyiz... Zira kaldı mı nurun biz hiç göremeyiz! 


İyisi mi sen 

Şimdi yeniden

Başla nurunu çoğaltmaya

Vakit varken.

Zira vakit gelirse 

Senden nur geçemeden

Nurun içinden geçemezsin sen!


Öyleyse...


Nurlu canken

Nurunu heba eden 

Nurunu veren... emdiren... söndüren... sömürten insanlar ile bugüne gelen,

Bugünden yarını kendine garanti belleyen,

Düzeni değiştiren ve kendi direttiğini kendine hak gören, 

Adını hiç zikretmeyen,

Hep gölgelerde gezinen,

Sevilmediğini bilen,

Kendini sevdirmeyen,

Sevginin yerine mağduriyeti

Sevginin yerine beden köleliğini

Sevginin yerine sevdadan da beterini 

Sevginin yerine sadece arzuyu, şehveti, tüketilerek bağımlı kıldırılan hazzı koyan 

İnsan avcısı

Ele geçirmeden,

Son nuru içine çekmeden

Kendine gelebilsen de 

Görebilsen 

Sen ne ettin, sen...


Desem 

Der misiniz Ebru

İnsan avcısı kim?

Kendine gelemeyen kim?


Deseniz keşke!

Deseniz de görseniz.

Görseniz de bilseniz.

Bilseniz de değiştirseniz...

Varoluş elden giderken

İnsan avcısı zehrin dozunu arttırmışken

İnsan uyurgezerken,

Esas uyutulan 

Acıyı içine çekerken

Çektiği acıyı her nefesinde geri verirken...

Keşke deseniz.


Deseniz de peşimizden gelmeseniz!

Kolayı seçmek yerine zoru başaracak gücünüzü bilseniz.

İçinize içinize girseniz.

Gerçekliği bizden duymak yerine

Kendi içinizde kendiniz görseniz.


Uyuyan mı

Uyutulan mı

Uyutan mı


Hangisini kendinize köle ettiniz?


Peki siz hangi rolü benimsediniz?


Sonsuz sevgimiz

Kendinizi bilin isteriz

Son nurlu canlardan bir beyan dinlediniz.

İstanbul, 27.7.7