3 Nisan 2020 Cuma

DİLE GELEN SİZİN SESİNİZDİ - ÖZEL BİR YAZI

Gelecek, çok farklı gelecek.
Bundan sonra dünyada bugüne kadar yaşadığınız anlamda bir yaşam beklemeyin boşuna. Zira bundan sonrasında tüm yapılar çökecek. Binalar anlamında da anlayabilirsiniz bizi, sistemler, yönetimler, organizasyonlar, organizmalar, düzen değişecek. Size göre en batıdan itibaren dalga dalga tüm yapılar değişecek. İsim vermemize gerek yok, size göre en batıdan doğuya tüm yapılar değişecek. İklimler ve insanlar değişecek. Bunu siz seçtiniz, bunu siz istediniz. Daha yumuşak bir geçiş olabilmesi için 1987’den bu yana çok çaba sarf ettiniz ama çağrılara kulak vermediniz. İnançlarınızı ve bakış açınızı değiştirmediniz. Yüreğinizdeki duygularla hareket ettiniz ama ruhlarınızı dinlemediniz. Birçoğunuz kemikleşmiş yapıların içinde kendinizi karanlıklara gömdünüz, aklınızı zihninizi bileylediniz, sivrilttiniz keskin birer kılıç misali, ruhunuzun içine gönderdiniz. Oysa ruhlarınız birer yumuşacık sevgi ve şefkat dolu varlıklardı, siz onların, sizden gelen okları bağırlarına saplamalarına izin vermelerini, yüce gönüllülük esasıyla, koşulsuzca kabullenişlerini fark etmediniz. Defalarca uyardılar sizi, defalarca uyardılar sizi, iyilikle, güzellikle uyardılar sizi. Işıkla, şefkatle uyandırdılar sizi. Siz yüreğinizdeki hançerlerin kanattığı, yarattığı yaralardan akan kanla aynaları kapattınız, camları kapladınız, gözlerinizin üstüne perde indirdiniz, çektiğiniz o kalın ve karanlık perdeleri acılarınızla mühürlediniz ve ruhlarınıza başka çıkış yolu vermediniz.
Geldiğiniz noktada birçoklarınız hala daha kendi gözyaşlarında, kendi kanlarında, kendi prangalarını tutarlarken ayaklarında, boğuluyorlar adeta. Pek tabii ki aranızda yola çıkanlar oldu, hızla ilerleyenler oldu, kolaylıkla. Bazılarını görmezden geldiniz, bazılarını hiç dinlemediniz, yanınızda yakınınızda olanlara el vermediniz, siz hep kendi yüreğinizdeki acılarla, omuzlarınızdaki kayışlarla, sırtınızdaki dünyevi yüklerle, ayaklarınızdaki suni prangalarla beklediniz, hep beklediniz, hep beklediniz.
Oysa yukarıda, kainatta hareket, hareketlilik, akış devam etti durmamacasına. Siz o akışa girmediniz. Bir yolcu uçağının türbülanstan çıkmak için irtifayı arttırması gibi, yükselerek arşa, ışıkların arasına girebilirdiniz akışa ama siz her defasında türbülansa girdiğiniz, sarsıldınız, sallandığınız her defasında yeniden aşağıya, aşağıya, daha aşağıya inmeyi seçtiniz ve hatta bazılarınız bir kez daha uçağa binmemeye yemin ettiniz. Korkularınız sizi hep alçakta tuttu, yerde karmaşada tuttu. Siz oralarda zırh giydiniz adeta, donandınız muhtelif silahlarla; adına kitap dediniz, adına eğitim dediniz, adına bilgi dediniz, bilim dediniz, deneyim dediniz, iş dediniz, para dediniz, güç dediniz mevki dediniz, statü dediniz, ad dediniz, soyad dediniz… gittikçe zırhınızı büyüttünüz, büyüttünüz, büyüttünüz.
… ve birçoklarınız geldikleri noktada zırhlarının içinde birer koca, oda oda, kütüphaneler, bankalar, arşivler; paralar, diplomalar, biriktirdiniz ve gittikçe o zırhın içindekilerin daralttığı alanda, küçülttüğü bedenlerde en başta kalplerinizin sıkıştığını görmediniz, yüreklerinizin, o aydınlık o ışık dolu yüreklerinizin,  nasıl da küçüldüğünü göremediniz. Omuzlarınıza bindirilen yükü taşımak için adeta bedeninizi güçlendirdiniz, büyüttünüz, kaslarınızı beslediniz ama kalbinizin de kaslardan oluştuğunu görmezden geldiniz. O beslediğiniz büyüttüğünüz kasların, yüreğinizin içindeki ışığı nasılda söndürdüğünü bilemediniz. Ve ruhlarınız yukarıda, ışıkta aydınlıkta, size yalvarırcasına bakarken gözlerinizin içine ışık ve umut olmak için bakarken, bir anlığına dahi olsa sizinle el ele tutuşabilmek için umutla ve ümitle beklerken, siz dönüp bakmadınız, başınızı yukarıya çevirip kaldırmadınız. Ruhlarınızla göz göze dahi gelmemek adına kaçtınız, kaçtınız, kaçtınız. Kılıflar uydurdunuz kaçışlarınıza, isimler taktınız kaçışlarınıza ve ruhuyla buluşmak adına başlarını ışığa çevirenleri karaladınız, karalayanları alkışladınız, karalatanların ardından koşan oldunuz adeta. Ve geldiğiniz noktada ruhlarınız bir kez daha ve belki de son kez, adeta yumruklarını masaya vururcasına diyelim biz ona, ayağa kalktılar, adeta ayağa kalktılar, KIYAM* manasında. Ve işte o anda yukarısı değişti, aşağısı dillendi, dile geldi.   
Dile gelen sizin sesinizdi, sizin gerçek sesinizdi. Yeter dedi, yeter! ve sizler topyekûn tüm dünya, şu anda corona virüsü adı altında, topyekûn, uyandırılıyorsunuz aslında. Uyanan canlı ne yapar bu dünyada? Ayağa kalkar, kanat çırpar, koşar… harekete geçer, durmaz ama. Sabah mahmurluğunu attıktan sonra, elini yıkadıktan sonra, bir derin enfes aldıktan sonra çıkar yola. İşte şimdi sizde uyandırılıyorsunuz bir virüs meselesiyle birçok alanda, birçok manada. Bu nedenle virüsle oyalanmayı bırakın bir kenara, daha öncede söyledik çok farklı parametreler var onun arkasında, düz mantıkla kendinizce bulabildiğiniz ipuçlarıyla, birbirine bağlayıp da göstergeleri, belirtileri bir noktaya bağlanmaya çalışmayın bu konuda. Kabul edin ki mevzu virüs sanılsa da gerçeklikler çok başka ve hizmet ediyor bu zamanda insanlıktan yana. Kısaca uyandırıldığınızı anlayın ve çıkın yola, elinizi yüzünüzü yıkadıktan, bir derin nefes aldıktan sonra, ama. Zira ruhunuzla bir ve bütün olma noktasında bundan sonra yapacaklarınız bugüne kadar yaptıklarınızdan çok başka olacak mutlaka, olmalı, oldurulacak adeta. Zira ruhlarınız KIYAM ETTİ adeta, geçtiler kumandaya el ele verdiler yukarıda, siz hala farkında olmasanız da aşağıda.
Kalın sağlıcakla,
Bu yazı 3 Nisan 2020, Cuma saat 14.55 itibariyle F. Ebru Tolan’a tarafımızdan yazdırılmıştır. Konsey




Kaleme alanın notu:
KIYAM NE DEMEKTİR?
ad
1.
ayağa kalkış.
2.
bir işe girişme, kalkışma.
  

4 yorum: